KURBAN İBADETİ ve KURBAN BAĞIŞI

Geri Dön


KURBAN İBADETİ ve KURBAN BAĞIŞI

 

Kurban, dinî terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanın, usulünce boğazlanması” demektir. Kurbanın dinî bir hüküm oluşu, Kitab, Sünnet ve İcmâ-i ümmet ile sabittir.

 

Allahü Teâlâ ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

 

فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

                                                                                          

Meal: O halde, Rabbin için namaz kıl ve (kurban) kes. 

 

Tefsir: Muhammed b. Ka'b el-Kurazi dedi ki: "Şüphe yok ki Biz, sana kevseri ver­dik. O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!" buyruğu şu demektir: Birtakım insanlar Allah'tan başkası için namaz kılar, O'ndan başkası için kur­ban keserler. Biz ise sana Kevser'i verdik. O halde senin namazın da, kur­ban kesmen de Allah'tan başkasına olmasın.

 

İbnu'l-Arabî dedi ki: Benim kanaatime güre, yüce Allah şunu murat et­mektedir: Rabbine ibadet et ve O'nun için kurban kes. Senin amelin, sana Kevser gibi bir özelliği verenden başkası için olmasın. Bütün amellerin da­hi bu Kevser özelliğine karşılık olması uygun bir şeydir. Çünkü Kevser, Al­lah'ın sana vermiş olduğu pek çok hayır yahut ta çamuru misk, kupalarının sayısı semadaki yıldızlar kadar olan ırmaktır. Buna karşılık olarak kurban bayramı günü namaz kılınması, bir koç yahut bir inek ya da bir devenin kesil­mesine gelince, bu (değeri) takdir edilemeyecek ve tespit edilemeyecek ka­dar büyük bir iştir. İbadete karşı verilecek pek büyük bir sevaptır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 

 

Faziletine binaen ise şöyle bir hadis rivayet edilmiştir;

 

Zeyd b. Erkâm (r.a) Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem)’e sorar:

 

-   Yâ Resulullah bu kurban kesme nedir?

     

-   Atanız İbrahim’den kalma bir sünnettir.

     

-   Bizim bundan kazancımız ne?

  

-   Kurbanın derisindeki her kıl ve kanındaki her damla için size bir hasene/sevap vardır. O kıyamet günü mizana konur. Size müjdeler olsun. 

 

Maddi imkânı olup da kurban kesmeyenler içinse Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

 

“Maddi imkânı olup da kurban kesmeyen kişi, namazgâhımıza sakın yaklaşmasın!...”

 

Kurbanın Tarihçesi

 

Kurban ibadeti aslında, Hz. Âdem’in çocuklarıyla birlikte başlamıştır. Âdem (a.s) oğulları Kabil ve Habil’in arasındaki meselenin çözülmesi için, Allah Teâlâ’ya birer kurban sunmalarını teklif etti. Kabil, kurban niyetine bir demet buğday getirdi. Hâbil ise sürüsünün içinden en güzel ve semiz olan koçu getirerek Allah için kurban etti.

 

Kabil katı tabiatlı, Habil ise takva sahibi bir kimseydi. Hâbil’in kurbanı kabul olmuş, Kâbil’in kurbanı ise reddedilmişti.

 

Allah Teâlâ onların bu hikâyesini Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikreder: “Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmişti.”  Tarihte ilk kurban hâdisesinin başlangıcı böyledir.

 

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır: "Kurban bayramı günü âdemoğlunun Allah'a en sevimli ameli, kurban kesip kan akıtmasıdır. Çünkü kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzları ve tırnaklarıyla gelir. Kanı ise yere düşmeden Allah'ın katına ulaşır. Onun için kestiğiniz kurban güzel olsun."

 

Urve b. Zübeyr (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Evlatlarım! Sakın biriniz, bir büyüğe hediye edince, utanacağı bir şeyi Allah için kurban sunmasın. Zira Allah, büyüklerin büyüğüdür. Ve O, en seçkin olana herkesten çok layıktır.”

 

İmam-ı Gazalî (r.ah) İhya adlı eserinde ise şöyle buyurmuştur: ‘’Allah'ın emrine uymakta ona bir yakınlık vardır. Bu bakımdan en iyi kurbanı kesmeye dikkat et ve kurbanın her parçasıyla Allah Teâlâ'nın senin bir parçanı ateşten âzad edeceğini ümit et. Çünkü va'd bu şekilde vârid olmuştur. Bunun için kurbanın büyüklüğü ve parçalarının çokluğu nispetinde ateşten âzâd edilirsin.’’

 

Kurban Teslimiyeti İfade Eder

 

Kurban, kişinin kendisine bahşedilen her şeyi, asıl sahibine ait kılmanın hâl dili ile anlatılmasıdır.

 

Kurban, kulun Rabbine teslimiyetini ifade eder. Bu teslimiyet, Hz. İbrahim (a.s) ve İsmail (a.s) ile zirveleşerek sembolleşmiştir.

 

İslâm “teslim olmak” demektir; yani Kur’an ve Sünnet’in belirlediğin istikametten sapmadan hak yolda ihlâsla yürümek, Allah ve Resûlü’nün bizden istediklerini Hz. İsmail (a.s) teslimiyetiyle yerine getirmek…

 

Hz. İsmail’in (a.s.) Kıssası

 

Hz. İbrahim’in cömertliği, insanları hatta melekleri dahi hayretler içinde bırakacak derecede idi. O, canı başta olmak üzere Allah yolunda her şeyini kurban edebilecek bir teslimiyetle bağlanmıştı Rabbi’ne.

 

Bir gün İbrahim (a.s),

 

Vallahi eğer benim bir gün oğlum olursa onu Allah için kurban edeceğim, diye yemin etmişti.

 

İbrahim (a.s) bu sözü söylemiş ve aradan uzun bir zaman geçmişti. Bu arada Allah’a verdiği sözü unutmuştu. Rabbi’nden bir evlât istedi. Allah Teâlâ’da onun duasına icabet etti ve kendisine bir evlât nasip eyledi. İsmail (a.s) yedi yaşlarına gelip, yürüyüp koşacak yaşa geldiğinde İbrahim (a.s) bir rüya gördü. Rüyasında kendisine,

 

Ey İbrahim! Adağını yerine getir, deniliyordu.

 

Yüce Mevlâ, İbrahim (a.s.)’dan oğlunu kurban etmesini istemişti. İbrahim (a.s.) bu emri İsmail (a.s.)’a anlatınca, o teslimiyetini şöyle ifade etti:

                     

“Babacığım! Sana verilen emir ne ise yap! İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

 

İbrahim (a.s.) oğlunu tam kurban edeceği esnada, Allahu Teâlâ ona şöyle seslendi:

 

“Ey İbrahim! Sen rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz, iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten çok açık bir imtihandır.”

    

İsmail (a.s.)’ın yerine kurban edilmek üzere, Yüce Mevlâ büyük bir hayvan ikram etti. İbrahim (a.s.) da bu hayvanı kurban etti.

 

Menkıbe:     

 

İbrahim (a.s.) Oğlunu minâ’da bir kayanın yanında yanı üzerine aynen bir koyunu yatırır gibi yatırdı. Kimilerine göre İsmail’i, tavsiyesi üzerine yüzünün üstüne yatırmıştır ki, kendisiyle Allah’ın emrinin arasına girecek bir şefkat ve yumuşama olmasın, bu işten vazgeçmesin.

 

Daha sonra İbrahim (a.s.) Bıçağı oğlunun boynuna dayadı. Hızlıca, aceleyle ileri geri sürtmeye başladı ancak bıçak kesemedi.

 

Bu sırada İsmail (a.s.) Babasına,

 

- Ey babacığım! Ellerimi ve ayaklarımı çöz. Çünkü işi istemeye istemeye yapıyormuşum gibi görünmek istemiyorum, dedi ve ellerini ayaklarını bağsız bir şekilde uzattı, yüzünü de yere doğru çevirdi. İbrahim as. Bütün kuvvetiyle bıçağı oğlunun boynuna sürtmeye başladı. Ancak bıçak Allah’ın izniyle kesmiyordu.

 

İsmail (a.s.),

                         

- Ey babacığım! Yoksa bana olan muhabbetin sebebiyle zayıf mı düştün ki kesemiyorsun, dedi.

                

İbrahim (a.s.) Bu duruma kızdı ve elindeki bıçağı taşa vurdu. Taş ikiye ayrıldı. İbrahim (a.s.) Bunu görünce,

 

- Ey bıçak! Taşı kesiyorsun da eti neden kesmiyorsun, dedi. Bıçak Allah’ın izniyle dile geldi:

                         

- Ey İbrahim! Halil kes, diyor; Celil olan Allah ise kesme, diyor. Ben Rabbimin emrini bırakıp da nasıl senin emrini yapabilirim ki, dedi.

 

İslam’da İlk Kurban

 

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) hicretin ikinci senesinde, Sevik Gazvesi’nden sonra Medine’ye geldiği ertesi gün (Zilhicce’nin onuncu günü) müminlerle birlikte mescitte ezansız ve kametsiz iki rekât namaz kıldırdı ve hutbe okudu. Bu hutbede müminlere kurban kesmelerini emretti.

 

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), satın aldığı semiz, boynuzlu beyaz iki koçtan birini keserken,

 

‘’Allah’ım! Bu, senin birliğine ve senden bana gelenlere iman eden bütün ümmetimin namınadır,‘’ diye buyurdu. İkincini keserken de şöyle buyurdular:

 

‘’Allah’ım! Bu da, Muhammed ve Muhammed’in ev halkı içindir.‘’ Bu kurbandan kendileri, ev halkı ve yoksullar yediler.  İşte İslâm’daki ilk kurban bayramı budur.

 

Kurban Kesmek

 

Allah’a yakınlaşmak niyetiyle kesilen hayvana kurban denir.

 

Kurban, sırf Allah rızası için kesilir. Nimete olan şükran duygusunu ifade ettiğinden, keseni takva mertebesine ulaştırmaya vesiledir. Namazla başlayan Allah’a yakınlaşma, kurbanla daha ileri bir merhalelere ulaşır.

 

Ebu Eyyub (r.a.) şöyle buyurmuştur:  “Bizler kendimiz ve ailemiz için tek bir koyun kurban eder, etinden hem yer hem de başkalarına yedirirdik. Sonradan insanlar övünmeye başladılar ve kurbanlar bir övünme vasıtası oldu.”

 

Gavs-i Sani (k.s) hazretleri de şöyle buyurmuştur:  ‘’İnsan tarlaya ne ekerse onu biçer. Buğday ekse buğday biçer. Sizde takva tohumu ekerseniz, ahirette karşılığını alırsınız.‘’

 

Mümin kestiği kurbanın kanıyla birlikte günahlarının da akıp gittiğini, iç dünyasında beliren tadına doyulmaz ferah ile hisseder. Allah uğruna fedakârlık yapmanın güzel bir örneğini kurbanıyla gösterir. Kurban onun Allah’a teslimiyetinin bir işaretidir.

 

Hz. Aişe'nin (r.anhâ) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Nebî (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

 

"Kurban kesiniz ve onunla nefislerinizi temizleyiniz. Çünkü her kim kurban kesim yerinde hayvanını tutar, onu kıbleye yatırırsa (ve böylece keserse) onun boynuzu, işkembesi, kanı, tüyü, yünü her şeyi kıyamet günü hazır bulur ona şahitlik eder. (Kesilen kurbandan akan ilk) damla kan toprağa düştüğünde Allah'ın muhafazasına girer (mükâfatı Allah indinde saklanır). Az da olsa infak edin, çokça sevap kazanın.’’

 

İbadetler, Allah emrettiği için yapılır; hikmetlerinden veya getirdiği faydalardan dolayı değil. Ama onların hikmetlerini ve güzelliklerini bilmek bizim kulluğumuzun bir gereği ve Allah’ın nimetlerini yâd etmek için birer vesiledir.

 

Hâc suresinde ifade edildiği gibi kurban kesmekten asıl maksat Allah’ın hatırlanması, zikredilmesidir. Ayeti kerime şöyledir:

 

Meal: Onların etleri de, kanları da Allah'a asla ulaşmaz. Fakat sizden O'na takva ulaşır. Bu şekilde O, onları size musahhar kıldı ki, size hidayet verdiği için tekbir getirip Allah'ı ta'zim edesiniz. İh­san edenleri müjdele! 

           

Tefsir: Cahiliyet dönemi insanları evlerini, kestikleri kurbanların kanları ile boyarlardı. Müslümanlar da böyle yapmak istediler. Bunun üzerine şu ayet-i ke­rime nazil oldu. "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz" Ayet-i kerimedeki ulaşmak kelimesinden amaç Allah katında kabul buyrulmaz ve kestiğiniz kurbanların makbuliyeti ve de etleri ile kanları Allah katına yükselmez. Ancak sizin Allah'a karşı saygılı olmanız, ihlâslı olmanız, takvalı olmanız O'nun yüce katına ulaşır, demektir. İşte Cenab-ı Allah, kesti­ğiniz esnada sizleri doğru yola ilettiği ve iyiliklerde başarılı kıldığı için kendi­sini tekbir edip yüceltesiniz diye bu hayvanları emrinize müsahhar kıldı. Ey Muhammed! İyi işler yapan iyi kimselere ve kendilerine emredileni en mü­kemmel bir şekilde İfa eden müminlere benim büyük mükâfatlarımı verile­ceğini müjdele. . 

 

Hz. Ali (k.v) diyor ki:

 

 “Kurban bayramında kurban kesmek üzere kurban almak için evinden çıkan her varlıklı mümin gidiş ve gelişi sırasında attığı her adımın karşılığında Allah kendisine on sevap yazar, buna karşılık da on günahını affeder ve Cennetteki derecesini de on kat yükseltir. Kurbanlığı alırken pazarlık sırasında konuştuğu her kelimesi bir tesbih sayılır. Parasını öderken de verdiği her lira karşılığında ayrıca yedi yüz sevap kazanır. Kurbanı kesmek üzere yere yatırdığında göklerle yeryüzünü dolduran bütün canlılar kendisine dua ve istiğfar ederler. Kurbanın kanı yere damladığında her damla için Allah Teâlâ birer melek vazifelendirerek bu melekler kurban kesenin günahlarının affı için kıyamete dek Allah’a yalvarıp yakarırlar.’’

 

Kurban Kesen Şöyle Demiş Olur;

 

Ya Rabbi! Senin yolunda, senin rızanı kazanmak uğruna, maldan-mülkten, sevdiklerimden ve hatta canımdan geçmeye hazırım. İşte bu kurbanı benim bu imanımın ve teslimiyetimin bir göstergesi olarak yine senin adınla kesiyorum.

 

Bu kurbanın toprağa dökülen kanı, sana verdiğim sözde, imanımda ve ihlâsımda bütün benliğimle sabit-kadem olduğumun tasdikidir. Kabul eyle ve beni bu yolda daim eyle…

 

Kurban kesmenin diğer bir anlamı da; kurbanı kesen kimsenin, kurbanla birlikte bütün kötü duyguları, nefsinin arzu ve isteklerini kesmesidir. Yani kötü alışkanlıklarından ve kötü niyetlerinden vazgeçmesidir. Artık toplum o kimsenin elinden, dilinden, kötü bir fiilinden emin olur.

 

Hasan-i Basri (k.s) şöyle buyurmuştur: ‘’Minâ’da kurban kesen bir mümin, eğer nefsinin bütün arzularını boğazlamazsa kurban kesmiş olmaz.‘’ 

 

İbn Arabî ve Mevlâna’ya göre en büyük kurban nefistir, esas mesele olumsuz fikir ve fiilleri Allah yolunda ve Allah için kurban etmektir. Mevlâna ise namazda ‘’Allahü ekber’’-Allah büyüktür- diyerek getirdiğimiz tekbirlerin nefis kurbanını Allah yolunda kesme tekbirleri olduğunu ifade eder.

 

Nefis kurbanını kesme, ancak olumsuz her fiil ve durumu muhasebe ve murakabe sürecinden geçirerek Allah yolunda ve Allah için etkisiz hale getirmekle mümkün olabilir.

 

Muhasebe, bizi hesaba çekmeden önce kendi nefisimizi hesaba çekerek olumsuzlukların izlerini silmektir. Murakabe ise Rabbimizin her an bizi görmekte olduğunun bilincinde olup kibir, gurur, kıskançlık haset ve öfke v.s. kötü ahlakları terk etmektir.

 

Hz. Ali (r.a.)’ın ‘’Günah işlemediğimiz günler bizim bayramımızdır.‘’ sözünün üzerine daha söyleyecek bir söz var mıdır?

 

Menkıbe

 

Tâvus b. Keysân (k.s) hac yolculuğuna çıkmış bir genç gördü. Genç, yayaydı ve yanında da azığı yoktu. Yanına gelip sordu:

 

-   Yavrucuğum, yiyeceğin var mı? Genç,

 

-   En iyi azık takvadır. Kerîm olan Allah’ın evine giderken yiyecek götürmek uygun değildir, diye cevap verdi.

 

İhrama girdikleri yerde herkes, “Lebbeyk (Buyur yâ Rab! Huzurundayım ve emrine amadeyim!)” derken genç sessiz sessiz bekliyordu. Tâvus b. Keysân yine yanına gelerek,

 

-   Sen niçin söylemiyorsun, dedi. Genç,

 

-   Red cevabını almamak için, dedi. Bu sözler üzerine Tâvus (k.s) dostlarına,

 

-   Bu, bir genç olmasına rağmen reddolunmaktan korkuyor! Acaba bizler kabul edilmezsek hâlimiz nice olur, dedi.

 

Minâ’da kurbanlar kesilirken genç,

 

‘Ey Rabbim! Herkes kurbanını kesiyor. Benim kurban edecek hiçbir malım yok. Ancak şu küçük bedenimi senin rızan için kurban etmek istiyorum, kabul buyur ey Rabbim, dedi ve ağlamaya başladı. O anda genç, kelime-i şehadet getirerek canı Cânan’a teslim etti.

                      

Teşrik Tekbirleri

 

Arefe günü sabah namazından itibaren, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın peşinden tekbir getirmek vacibtir. Toplam yirmi üç vakit namazın peşinden getirilmesi gereken tekbir şöyledir:

 

اللَّهُ أكْبَرُ اللَّهُ أكْبَرُ لا إِلهَ إِلاَّ اللَّهُ واللَّهُ أكْبَرُ اللَّهُ أكْبَرُ ولِلَّهِ الحَمْدُ

 

Manası: “Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. Allah her şeyden yücedir. Allah her şeyden yücedir. Hamd Allah’adır.”

 

Teşrik tekbirlerini erkekler de hanımlar da getirir. Fakat hanımlar gizlice getirirler. Farz olan namazlardan sonra mescitten dışarı çıkmak, dünya kelamı konuşmak ve kasten abdest bozmak gibi namaza devam etmeye engel olabilecek bir iş yapılmadıkça teşrik tekbiri getirilebilir. Bu tekbiri bir kere söylemek vacib, birden fazla söylemek ise fazilettir. Şafiî mezhebinde teşrik tekbirleri sünnettir. Teşrik tekbirleri günlerinde namazı kazaya kalan bir kimse, bu namazları yine teşrik günlerinde kılarsa tekbirleri de kaza eder. Teşrik günlerinden sonra kıldığında ise, teşrik tekbirlerinin kazası gerekmez.

Kurban Sevilen Uğrunda Canı Feda Edebilmektir

 

Kişi, sevdiğinin hoşnutluğu için onun her şeyine razı olur. Hele bu sevgi Allah ve Resûlü’nün sevgisi olunca. Sahabe-i Kiram (r.anhüm), Resûllah’a seslenirken ‘’anam-babam, ruhum sana feda olsun yâ Resûlullah!‘’ derlerdi ve ona karşı sevgilerinin ne derece engin ve derin olduğunu gösterirlerdi.

                                                       

Resûlullah’ın ve Ashabının yolundan ayrılmayan dinin müceddidleri, insanların hidayet rehberleri, Resûlullah’ın varisleri olan, tasavvuf yolunun büyükleri Sadat-ı Kiram da Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz’in ashabı gibi başta din kardeşi olma şuurunun muhabbetiyle, birbirleri için her şeylerini feda edebileceklerini ifade etmek üzere ‘’ kurban..! ‘’ demişlerdir. 

                           

Evet, başta Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) olmak üzere Ashab-ı Kiram ve onların yolunu takip eden büyüklerimiz tüm insanlığa canıyla, malıyla her şeyiyle hizmet etmişler ve nefislerini kurban etmişlerdir.  Gavs-i Sani (k.s) hazretleri muhtelif sohbetlerinde şöyle buyurmuşlar:

 

’’Biz malımızı, canımızı, devletimizi (malımızı mülkümüzü), elbisemizi sofilerin ayaklarının altına atmışız. Bu tarikatı aliyenin gayesi hizmettir.‘’

 

‘’Nefsinizi Ümmet-i Muhammed’in menfaati için feda edin.‘’

 

Büyüklerin tarif ettiği gibi bizde üstümüze düşen vazifelerimizi yapmalı, elimizden geldiği kadar hizmetlerde görev almalı bir nevi kurbanın manevi atmosferini yaşamalıyız.

 

Önümüzde güzel bir fırsat olarak kurban hizmeti var. Maalesef birçok Müslüman kardeşimiz kestiği kurbanın derisinin nereye veya nerelere gittiğini pek önemsemiyor. Belki de bilmiyor kasap ücreti olarak veriyor, orada bırakıyor v.s. Bize düşen bu derileri en güvenilir ve en hayırlı yerlere ulaştırabilmek adına canla başla hizmet etmek ve bu hizmeti çok büyük bir nimet bilmek. Büyüklerin kıymet verdiği ve bağlılarının bu kervanda yer almasını istediği deri hizmeti v.b. hizmetler bizim için çok büyük fırsatlar. Unutulmamalıdır ki ‘fırsatlar kapıda nöbet beklemez’ herkese de böyle fırsatlar gelmez.

Bununla beraber bu hizmeti yaparken yanımızda farz namazları kılmak için yedek elbise bulundurmalıyız. Çünkü bu hizmeti yaparken üzerimize necaset bulaşması büyük bir olasılıktır. Bu sebeple tedarikli olmalıyız ve bilmeliyiz yüz ömür boyu böyle bir hizmette bulunmak bir farzın yerini dolduramaz.

 

Allahü Teâlâ, sadatların himmet ve bereketiyle bizlere kurbanın faziletine ermeyi, kurbanın bereketi ile kötü huy ve ahlakı terk etmeyi, hakiki manada nefsimizi Allah yolunda kurban etmeyi nasip eylesin inşallah. Âmin.

 

 

 

 


ilan_images/1473401459_kurban.jpg